….
hiç bu kadar zor olmamıştı seni sevmek.. uzaktayken ne kadar kolaydı değil mi ikimiz içinde? sadece yokluğumuzun acıları kemiriyordu içimizi.. ben sana mekktuplar yazıyordum sessizliğimde,sen de bana haykırışlarını yazıyordun en masum şekilde…
hayatlarımız vardı bize dair,bizden habersiz.. yollarımız hep kesişirdi ama biz görmezden gelirdik , alışmıştık bi kere sessizliklere.. yanaklarımızdan akan yaşlarımız bilirdi sadece ama onlarda lal olmuşlardı çaresizce sürüp giden hayata…
zor diyorum ya seni sevmek.. öyle bildiğin zorluklardan değil ama. adını koyamıyorum hüzün desem değil mutluluk desem tam yakışmıyor sanırım.gözlerine bakıyordum ama anlamlarını gizliyordum derinliklerine.kayboluyordum kimi zamanlar ama hep susuyordum..
Hiç Bitme..Bitmesin..
Baktığım her yerde sen varmışsın aslında.Tekrar geçerken farkettim herşeyi.Bir taşı gözlerine benzetirken ,akan su damlalarını dudaklarına benzetiyormuşum.Saatin her vuruşunda sesin kulaklarımdaymış ve ben her gece seni yaşıyormuşm gün ışığına inat.Hani her karanlık aydınlığa kavuşurya.Benim karanlığım kavuşmasın.ben karanlık olayım sen bana yol gösteren ışık hüzmesi.Hep sana doğru geleyim,bütün yollarım sana çıksın.Karanlığımda bir tek aydın ol ki heryerde bir tek seni göreyim.
Ama her istediğimde dokunamayım.Ulaşılmaz ol biraz.Yanımdaykende özleyim,yanımdayken doyamayım.Bir sonraki günün hasreti dolsun içime..
Hiç bitme..Bitmesin..
Yorumsuz
Aslında bu öyle aşk,sevgi ve duygusallık içeren bir yazı değil. Geçenlerde Kızılay’dan otobüse binip evime gelicektim. Durakta bir ayağı protezli 25-30 yaşlarında biri daha vardı. Tesadüf eseri aynı belediye otobüsüne binmiştik.
Ben tabi ayağının olmadığı protezinden belli olan kişiye öncelik tanıyıp otobüse binmesini sağladım. Cüzdanından Gazilik kartını şoföre gösterip ilerlemek isterken durduruldu ve ‘Bu kart burda geçmez. Hem sen ne gazisisin baksana benden sağlamsın’ cümleleri ile aklı sıra -aklı var mıdır tartışılır ama- laf sokmaya çalışılıyordu. Gazimizin arkasında olduğum için konuşmalraı rahatlıkla duyabiliyordum. Tabi bazı vatandaşlarımızda akıllı!!! şoföre hak vermek için türlü cümleler sarf ediyordu.
Gazimiz en sonunda dayanamayıp kocaman adam gözyaşları arasında konuşmaya başladı.(aklımda kalan kısımları ile aynen aktarmaya çalışıyorum)
” Ben sizler burda huzur içinde bu otobüslere binesiniz diye Şemdinli’de ayağımı kaybettim. Vatan için verdiğim ayağım olmasına rağmen eksikliğimi kimseler farketmesin acımasın diye saklamaya çalışıyorum. Vatan için verdiğim ayağımdan dolayı acımayın diye. hala çalışan polisler kodomanlar bu otobüslere bedava binerken ben sizler rahat rahat hayatınızı yaşayın diye ayağımı kaybettiğim halde sanki paradan kaçıyormuşum gibi bi umameleyi görmek ne kadar utandırıcı bir duygu.”
Tam aktaramasamda buna yakın birşeylerdi ve cümleleri biter bitmez otobüsten indi. O kadar laf söyleyenler ikna etmeye çalıştı ama nafile tabiki. Bende arkasından indim tabi önce o otobüsün şöförünün ismini soyadını arabanın plakasını ve ottobüs numarasını alarak. Gerekli yerlere şikayetimi ve o gazimize verilen değerin!!! Büyüklüğü!!! karşısında duyduğum utancı bildiren bir yazı ve şikayet dilekçesiyle gerekli makamlara ilettim.
Sonucunu en kısa zamanda alırım umarım. Dünyanın parasını yiyip ülkemizin ……. edenlere verilen değerle , Vatan için bizler için gazi olanlar arasındaki fark işte!!!
Ey güzel ülkem…..
Var Oluş
Bir varmış bir yokmuşla başlamıştı aslında herşey…bir var olup bir yok olmak başı olmuştu hayatımızın…bizden arta kalanlarla bizi çıkarmıştı meydana…biz olan bizi…bir tarafta hep saklı kalan açığa çıkmak için içimizde ki haykırışların dudaklarımıza dökülmesi bekleyen bizi…bir taraf haykırırken bir tarafın susma hakkının elinden alınmasını bekleyen bizi…senden benden arta kalanlarla ortaya çıkan biz…bir yanımız hep ağlarken bir yanımızın sahte gülüşlere sığındığı biz…
kollarının arasında huzur bulmak uyku sersemliğimin arasında sana dokunmak sarılmak kokunu doya doya içime çekmek;sonra aldığım ilk nefesmiş gibi dünyaya kendimden kattığım ilk şeymiş gibi bırakmak ve ardından göğsünün sıcaklığında tekrar uykuya dalmak…ve tüm bunları bizi biz yapan varlığımızın ve yokluğumuzun kesiştiği nokta da yaşamak…
haykırışlarımıza nefeslerimizin karıştığı anda sessizliğe bürünüp usulca yavaş yavaş sadece sen ve ben biz olarak bir bedende buluşmak için varlığımızın yokluğumuza diş geçirmesini beklemek…
ve en sonunda…
Belki de…
Süre gelen buruk bir aşkın son izleriydi aslında bizde kalanlar…
…Yada..Hiç bitmeyen hatıraların son mısraları…
Hırçın bir rüzgarın sürüklediği heceler
Kusursuz çağlayan nehirlerin son dalgalarıydı…
Tepeden inme ümitlerin avuntularıydık
Her birimizin bir yana savrulduğu…
Sessizce tükenen çığlıkların,haykırışların,hıçkırıkların esirleriydik kimi zaman,
Bazende süzülen gölgelerdik
Bizi,biz yapan benliğimize inat…
Titremekteydik…Üşüyorduk…Ağlıyorduk belkide…
Belkide mutluyduk…
Yokluğun varlığımda hala nefes almaktaydı
Hala benliğim sen doluydu…
Evet hala mutluyduk belkide…
Belki de hiç mutsuz olmamıştık…
Başkent
Ankara’da seni düşünmekteyim bir gece yarısı
Saatler aklını kaçırmış olmalılar biri ikiyi gösteriyor
Diğeri onu inkarda…
Ben seni düşünüyorum
Soluk bile almıyorum bazıları
Yokluğun varlığını kıskandırıyor
Kimileri ben yokluğuna düşman kesiliyorum
Avuçlarımda dudaklarının şehveti gizleniyor…
Yazdıklarımız gözlerimin önünden geçiyor
Ben anılara isyan ediyorum
Ben seni düşünüyorum Ankara’yı unutma pahasına
Sen hangi cehennemdesin bilmiyorum…
Günlerden ‘Sen’
Mevsimler hangisiydi hatırlamıyorum aslına bakarsan… ama sanırım günlerden yanlızlığın öncesiydi ve yağmur yağmakla,yağmamak arasıydı sen giderken… gözlerinde bu sefer her zaman ki hüzün yoktu ya da bana öyle gelmişti bilmiyorum. Gidiyordun ve ben sana sadece bakıyordum. Gitme bile diyemiyordum sen giderken.
Rüzgar vardı ve ben sebebsiz bir hiçtim rüzgarında… savruluyordum… varlığından yana dönüyordum ama yok oluyordun,yokluğuna doğru yol aldığımda ise bana koşuyordun.
Anlamlar anlamını yitiriyordu. Her kelime sana çıkıyordu nasıl olsa. Nasıl olsa sana benziyordu her nesne ve herşey sen oluyordun bir anda… Bu sefer günlerden sendin!!! Heryere seni işlemiştim bu sefer. Gidersen bile sen olacaktı her şey. Sende anlama bulacaktı her kelime ve bu sefer rüzgar esmicekti.
Sıra Sende…
Kadehim elimdeydi. Etraf simsıyah her zaman ki gibi. Fonda ayrılık şarkıları eşlik ediyor hayatın sillesine…
Ağlamayacaktım , akan gözyaşlarıma inat… Benden izinsiz ne yapmak istiyorlarsa kendileri bilirler tabi. Zaten uzuvlarım , duygularım , varlığım bile birşey sormuyorlar ki… Atma kalbim , yeter artık desem sanki dinleyecekmiş gibi…
Zaten benden habersiz sevmişler seni de. Bana kalsa sıradansın zaten. Herkes gibi iki elin , kolların var. Kimseden fazlan yok ki. Ne buldularsa anlamıyorum. Benim göremediğim , hissedemediğim ne varsa… Bir cevap verseler belki yanıldıklarımı anlatıcam ama nafile…
“Sen” diyorum içime kıpır kıpır oluyor birden. Sanarsın ki yeni doğmuş kuş gibi çırpıyor kanatlarını. “Ama yoksun” diyorum bir anda duruyor. Ölüyorum sanıyorum aniden. Cidden ne farkın var senin diğerlerinden?
Olmasan çiçekler açmayacak sanki , o çok sevdiğim yağmurlu bahar akşamları gelmeyecek anlamıyorum ki…Amma çok soru sordum de mi?
Hadi ben bulamadım sıra sende…
Yüreğimin Sen Yanı…
Hergüne başlarken yanımdasın aslında. Yanı başımda. Gözlerin gözlerime bakıyoruyandığımda,nefesin
Yüreğim sen yanı eksik. sen yanı sensiz… Acımasız anılarda kalmış olsa gerek. hani gözyaşlarının gözyaşlarıma karıştığı o kuytu yanlızlık akşamında işte. yüreğimin sen yanını çaldığın o hain yanlıklık akşamında işte… Yalan gülüşlere,umutsuz sevinçlere ve masum gözyaşlarına terk ettiğin yarım aşk…
Dudaklarında kalan tenimin ıslıklığıyla sulananyüreğimin acısı işte tek gerçeğimiz. Hüzeünleri mutluluğumuza katan yegane sebeb bizi bizsiz bırakmak…
Nasıl bir kayboluşsa bu, her hatıraya sığınmak. Hatıralarda,acılarda,mutlulukta kaybolmuş numarası yapmak. Ya da kendini kandırmak başka aşklarda…umudun umuda karıştığı sahte akşamlarda…
EY AŞK HANİ NERDESİN…
18′in öyküsü
Bir on sekizin öyküsü bu
Yaşanmamış bir öykü
Sevdalı yüreklerde düğümlenen
En yanık türkü
Nefes almak bu kadar zor muydu?
Her seferinde hüzün çekmek ciğerlerine
Haykırmak,dökmek yüreğindeki taşları
Suskun bir denize,on sekizinde
Yaşanmayan yaşananı silip götürüyor
Gözlerde ıslanan hep o sevda büyüsü
Dudaklarda bilinmeyen iki mısra yürüyor
Arkasında umudun en sahte yüzü
Düşer bir yürek gururun peşine
Düşlerin arkasında yolunu kaybetmekte
En umutsuz anında ölüm ona seslenir
Hüzünlü bir melodi gönderiri gözlerine
Gece mi daha siyah yoksa göz yaşlarım mı?
İkisi de bir birine gülümsüyor sancıyla
Yüreğimde tükendi umut,zaman kalmadı
Bir sona yolculuk var hasretle,bir sana
Gururun,sevdanın hatırası yüzünde
İçini kemiren zehir tadında bir sene
Ve kalemin ucunda çözemediğin bilmece
On sekiz bu işte…